Coşkun ÇOKYİĞİT: Adana Altın Koza ve ‘festival filmi’ sinemacılığı
Zuhal Olcay’ın jüri başkanlığını üstlendiği 33. Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj yarışma filmlerinin biri hariç tamamını halkımızla beraber seyrettim. Kimi seans, perdedeki baba karakterini kendi babası zannederek, “Baba, baba!” diye seslenen ve tüm salon tarafından sevgiyle karşılanan zihinsel engellilerle, çoğu zaman da bütün biletler bedava olduğu için biletli sinema öğrencilerinin yerini işgal eden, kabahatlerini kabadayıca bağırıp çağırarak örtmeye çalışan külhanbeyiler ile. Maalesef Adana’nın kaderi bu! Onlarca
deneyimli personelin epey zamandandır İstanbul’daki sektör temsilcileriyle ve kimi festivalci yazarlarla iş birliği içinde tekrar tekrar düzenlediği uluslararası bir etkinliğin her yıl bu şekilde
tökezlemesi feci bir durum! Neyse geçelim.
Seyrettiğimiz filmlerden tek tek söz etmeyeceğim. Kimin ödül alacağı veya almayacağı da bu frekanstayken çok önemli değil. Muhtemelen üçüncü beşinci tekrar olacak ama festivallerde gösterilen ve “festival filmi” etiketi yapıştırılmış filmlerin belirleyici vasıfları o kadar birbirinin benzeri, o kadar aynı kaynaktan beslendikleri, ilham aldıkları veya esinlendikleri belli ki ilkini seyrettikten sonra diğerlerinde dejavu yaşıyorsunuz.
Seyrettiğiniz filmlerde bulamadığınız şeyler aynı oluyor: Anlatım özelliklerinde yeni bir yaratıcılık yok! Kişiselleştirme yok. Peki o halde birbirinin benzeri olduğu hissini uyandıran bu “festival filmleri”nin anlatım özellikleri nedir? Araştırdım aktarıyorum:
-Yavaş veya ölçülü tempo: Olayı hızla ilerletmek yerine karakterin hâline ve atmosfere zaman ayırmak.
-Açık uçlu anlatım: Her şeyi açıklamamak; seyircinin bazı anlamları kendisinin kurmasını beklemek.
-Gündelik ve doğal oyunculuk: Büyük dramatik tepkiler yerine bastırılmış duygular.
-Uzun planlar ve sessizlik: Diyalog yerine görüntü, mekân ve davranışla anlatmak.
-Sembolik mekân ve nesneler: Toprak, ev, su, hayvan, hava, mimari gibi unsurlara dramatik anlam yüklemek.
-Gerçekçilikle fantastik/gerçeküstünün birleşmesi: Olağan hayatın içine açıklanmayan veya metaforik unsurlar sokmak.
-Toplumsal meseleleri bireysel hikâye üzerinden anlatmak: Göç, sınıf, aile, kadınlık, ölüm, yalnızlık, ekonomik sıkışma gibi konular.
-Sonucu kesin biçimde kapatmamak: Seyircinin film bittikten sonra anlamı tamamlamasına izin vermek.
Bu çerçevede, mesela bir filmde çatlayan toprak ve obruk, sadece olayın geçtiği coğrafyayı değil karakterlerin geçmişi ve bastırılmış duygularıyla da ilişkilendirilir. Diğerinde sanal gerçeklik, yalnızca bilimkurgu unsuru değil, ölüm karşısında gerçeklikten kaçışın bir şekli
olarak ele alınır. Bir diğerinde bireysel kıstırılmışlık, metropol ve kırsal gerilimiyle verilir. Yani “gerçekçi hikâye artı sembolik anlatım art açıklanmayan şeyler artı ağırlaştırılmış ritim
sentezi” Adana’da veya bir başka uluslararası festivalde içinizde ümit çiçekleri açıp, “Tanrım ne olur bu film hayatıma yeni ve bilmediğim bir şeyler katsın!” diye yalvararak girdiğiniz bir
salonda “tıp” diye karşınıza çıkabilir! Ve iki saat sabredip çıktığınızda Avrupa’dan gelmiş bir arkadaşınız size şu soruyu sorabilir: “Gerçekten sonuna kadar seyrettin mi?”
Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali final yazımı şöyle toparlayayım: Bu yılki filmler biçimsel olarak aynı temel estetik kabulden besleniyor olsalar da alttan alta ve örtük biçimde politik bir duruş sergileme hevesini dahi gösteriyordu. Ama bu sadece bir heves olarak göründüğü ve hissedildiği için bana Attila İlhan’ın, “Menderes Diktasının şiiri” dediği;
İkinci Yeni Şiir akımının estetik anlayışı hakkındaki fikrini hatırlattı. İlhan, şiirin yalnızca kelime, imge ve biçim oyununa indirgenmesine karşı çıkarak bu edebiyat akımını “Anlamsızlıklar Sirki” diye tanımlamıştı. Özü itibariyle, İkinci Yeni’nin “kapalılık” anlayışının,
şiiri toplumdan uzaklaştırdığını savunmuştu.
Sinemaya, bilhassa “festival filmleri” sinemasına ve sinemacılığına dönersek durum hiç de farklı değil. Dünya cayır cayır yanarken “ateş düştüğü yeri yakar” direyerek ufukları ıskalayıp sadece önümüze bakarsak belki çukura düşmeyiz ama bu sefer de yolumuzu şaşırma ihtimalimiz çoğalır!
Kaynak: Yeni Çağ Gazetesi — https://www.yenicaggazetesi.com/adana-altin-koza-ve-festival-filmi-sinemaciligi-1078158h.htm