“Herkes yerini bilsin, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin. Herkes kendi halkının ve devletinin derdine düşsün.”

İlham Aliyev’in bu sözleri Türkiye’de farklı biçimlerde yorumlandı. Kimi bu sözlerin Rusya’ya, kimi İran’a yönelik olduğunu söyledi. İktidara yakın medya kuruluşlarından Haber7 de açık biçimde açıklamaları İran ve Rusya mesajı olarak değerlendirdi.

Ama Türkiye açısından başka bir soru daha var:

Acaba bu sözlerin muhatapları arasında Türkiye’den yükselen bazı sesler de olabilir mi?

Bunu kesin olarak söylemek mümkün değil.

Fakat böyle bir ihtimali düşündüren bir zamanlama ve tartışma zemini var.

Çünkü daha birkaç gün önce Türkiye’de bazı isimler Azerbaycan’daki okul kıyafetleri düzenlemesini doğrudan “başörtüsü yasağı” olarak yorumlamış, hatta meselenin Azerbaycan’ın iç hukukunu aşarak Türkiye’nin müdahale etmesi gereken bir konu olduğunu savunmuştu.

Bunların en dikkat çekici örneklerinden biri Yusuf Kaplan oldu.

Kaplan, Azerbaycan’da okullarda başörtüsü yasağı başladığını ileri sürerek Türkiye’nin “Azerbaycan yönetimine baskı yapması” gerektiğini söyledi. Daha da ileri giderek, “Madem iki devlet, tek milletiz” anlayışıyla bu konunun Erdoğan ile Aliyev arasında çözülmesini istedi. Bir başka paylaşımında ise “Aliyev’i sadece Erdoğan durdurabilir” ifadesini kullandı.

İşte burada biraz durmak gerekiyor.

İki devlet, tek millet olmak; tek devlet olmak anlamına mı geliyor?

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki elbette sıradan bir komşuluk ilişkisi değildir. Tarih, kültür, dil, Karabağ meselesi ve stratejik ortaklık iki ülkeyi çok özel bir noktaya taşımıştır.

Fakat “iki devlet, tek millet” sözünü, bir devletin diğer devletin iç hukukuna müdahale etme hakkı olarak yorumlamaya başladığımız anda dostluğu başka bir yere taşımış olmaz mıyız?

Türkiye kendi egemenliğine yönelik bir müdahaleyi kabul etmiyorsa, Azerbaycan'ın da aynı hassasiyete sahip olması şaşırtıcı olmamalıdır.

Üstelik burada çok daha ilginç bir durum var.

Türkiye'deki bazı çevreler Aliyev'in sözlerini üzerlerine alınmıyor.

Örneğin Haber7, “Herkes yerini bilsin” sözünü İran ve Rusya'ya mesaj olarak haberleştirdi.

Bu yorum yanlış olmak zorunda değil.

Aliyev'in konuşmasında savunma harcamaları, silah tedariki, Rusya ile ilişkiler ve bölgesel gelişmeler de bulunuyor. Dolayısıyla açıklamaların Moskova ve Tahran'a yönelik olması son derece mümkün.

Fakat aynı konuşmada “yaşam tarzımıza burnunu sokmasın” denilmesi de Türkiye'deki son tartışmalarla birlikte ayrıca düşünülmeyi hak ediyor.

Çünkü Türkiye'den Azerbaycan'a “şunu yapma, bunu değiştir, Erdoğan müdahale etsin” denildiği bir ortamda Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın “bize ne yapacağımızı söylemeyin” demesi, en azından zamanlama bakımından düşündürücü değil midir?

Burada asıl mesele Aliyev'in Kaplan'a cevap verip vermediği de olmayabilir.

Asıl mesele bizim başka devletlere yaklaşım biçimimizdir.

Türkiye'de yıllarca “egemenlik”, “milli irade”, “içişlerine müdahale edilmemesi” gibi kavramları savunduk.

Peki aynı ilkeleri dost ve kardeş ülke Azerbaycan için de savunabilecek miyiz?

Azerbaycan'ın aldığı her kararı doğru bulmak zorunda değiliz.

Başörtüsü konusunda Azerbaycan yönetiminin uygulamasını eleştirmek de elbette mümkündür. Fakat eleştirmekle hiza vermek arasında önemli bir fark vardır.

“Bu uygulamayı doğru bulmuyorum” başka bir şeydir.

“Türkiye baskı yapmalı, Erdoğan Aliyev'i durdurmalı” demek başka bir şey.

Hele bunu “kardeş ülke” adına yapmak, belki de iyi niyetle başlanmış bir tartışmayı iki ülke arasındaki ilişkilere zarar verebilecek bir noktaya taşıyabilir.

Çünkü devletler arasında dostluk, birbirinin her kararını beğenmek değildir.

Dostluk, gerektiğinde eleştirebilmek ama karşı tarafın egemenliğini de tanımaktır.

Belki de Türkiye'nin Azerbaycan'a verebileceği en büyük destek, Bakü'ye kendi siyasi ve toplumsal tercihlerinin hesabını Türkiye'ye vermek zorunda olmadığını hatırlatmak değil; tam tersine, iki ülkenin birbirinin egemenliğine saygı duyan güçlü bir ittifak kurmasını sağlamaktır.

Bugün Azerbaycan'a “başörtüsü konusunda doğru olanı biz biliriz” dersek, yarın başka bir ülke Türkiye'ye başka bir konuda “doğru olanı biz biliriz” dediğinde ne diyeceğiz?

Dost ülkelere de hiza mı vereceğiz?

Yoksa gerçek dostluğun, karşılıklı saygı ve egemenlikten geçtiğini mi hatırlayacağız?

Aliyev'in sözlerinin doğrudan Yusuf Kaplan'a söylendiğini bilmiyoruz.

Ama Kaplan'ın Azerbaycan yönetimine yönelik “Türkiye baskı yapmalı” yaklaşımı ile Aliyev'in “bize ne yapacağımızı söylemesinler” sözleri yan yana konulduğunda, ortaya üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo çıkıyor.

Ve belki de bugün sormamız gereken soru şu:

Azerbaycan'ı gerçekten kardeş olarak mı görüyoruz, yoksa kardeşlik kavramını ona nasıl yaşaması gerektiğini anlatma hakkı olarak mı yorumluyoruz?

Çünkü ikinci yol, dost kazandırmaz.

Dost kaybettirir.

Dosta hiza vermek

Kaynak: Yeni Çağ Gazetesi — https://www.yenicaggazetesi.com/dosta-hiza-vermek-1078441h.htm