İki hayal kırıklığı

İsmail TÜRK: İki hayal kırıklığı

GÜNCEL - 04-10-2026 00:01

Bugün iki hayal kırıklığından söz edeceğim.

Biri Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu ile ilgili. Diğeri Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile…

Ama ikisi birbirinden tamamen farklı iki hayal kırıklığı.

Azmi Başkan’a yakışmadı.

Azmi Karamahmutoğlu’nu da geldiği siyasi geleneği de yakından bilenlerdenim. Tam da bu nedenle İYİ Parti hakkında birtakım kulisler, söylentiler ve tahminler üzerinden yaptığı yakıştırmayı doğru bulmadım.

Siyasette elbette öngörü olur. İhtimaller konuşulur, senaryolar tartışılır. Ancak Azmi Başkan gazeteci değil; bir siyasi partinin sözcüsü ve sorumluluk taşıyan bir siyasetçidir.

Üstelik bugün İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti arasında bir seçim ittifakı bulunduğuna ilişkin doğrulanmış bir durum yok. Daha önce gündeme gelen ittifak iddiaları konusunda da bizzat Karamahmutoğlu, “Şu an konuşulan bir durum yok” demişti.

O nedenle söylentileri siyasi hükme dönüştürürken daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

Hele Türkiye böylesine kritik bir dönemden geçerken…

Birlikten, beraberlikten, ortak kaygılardan söz eden insanların birbirlerini dedikodular ve spekülasyonlar üzerinden yıpratmasının kime faydası var?

Azmi Başkan’ın hem İYİ Parti’yi hem o camiayı yakından tanıyan birisi olarak daha dikkatli davranmasını beklerdim.

Benim ilk hayal kırıklığım budur.

Yavuz Ağıralioğlu meselesi

İkinci hayal kırıklığım ise Yavuz Ağıralioğlu’ndan değil, ona karşı başlatılan tartışmanın seviyesinden kaynaklanıyor.

Yavuz Başkan konusunda zaman zaman benim de soru işaretlerim oldu. “Acaba günün birinde iktidara ya da siyasal İslamcı çevrelere fazla yakın durur mu?” diye düşündüğümüz zamanlar olmadı dersem doğru söylemiş olmam.

Ancak bugün gördüğüm tablo başka.

Ağıralioğlu, ülkede yaşanan yolsuzluk ve fon tartışmaları üzerinden iktidarı eleştirirken başörtüsü üzerinden bir düşmanlık ortaya koymadı. Tartışılan konuşmasında geçmişte başörtülü insanların devlet hizmetinden dışlanmasına karşı verilen mücadeleyi hatırlattı; ardından, devlet görevine getirilen bir kişinin karıştığı iddia edilen olayların, savunulan inanç ve değerleri de yaraladığını anlatmaya çalıştı. Konuşmasının kamuoyuna yansıyan metninde de eleştirisinin merkezinde denetimsizlik, keyfilik ve hesap verme meselesi bulunuyor.

Nitekim kendisi daha sonra, başörtüsü mücadelesinin içinde bulunduğunu belirterek sözlerinin başörtüsüne karşıymış gibi sunulmasına itiraz etti. Anahtar Parti yöneticileri de “başörtüsü düşmanlığı” suçlamasını açıkça reddetti.

Bir siyasetçinin sözlerini eleştirebilirsiniz.

Yanlış ifade kullandığını da söyleyebilirsiniz.

Ama iki kelimeyi cümlenin içinden çekip çıkararak bir insanı yıllarca savunduğu değerlerin düşmanı ilan etmek başka bir şeydir.

İşte benim ikinci hayal kırıklığım da burada.

Asıl tartışmamız gereken, bir insanın başındaki örtü değil; kamu görevini nasıl yaptığı, milletin parasına nasıl sahip çıktığı ve hesap verip vermediğidir.

Başörtüsü bir insanı ne suçlu yapar ne de dokunulmaz.

Adaletin ölçüsü kıyafet değil, fiildir.

Birbirimizi eksilterek nereye varacağız?

İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve benzer siyasi hassasiyetlere sahip insanların bugün çok daha dikkatli davranması gerektiğine inanıyorum.

Aynı olmak zorunda değiller.

Aynı partiye girmek zorunda da değiller.

Ancak ülkenin temel meselelerinde birbirlerini tüketmek yerine demokratik rekabet içinde konuşabilmeleri gerekir.

Çünkü Türkiye’nin gerçek gündemi vatandaşın mutfağındadır.

Bugün Çanakkale’de Zeytin Hasat Festivali’nde olacağım. İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz ile birlikte bulunacak, akademi dünyasından bazı isimlerin İYİ Parti’ye katılımına da tanıklık edeceğim.

Bunları önemsiyorum.

Çünkü yazılarımızda sürekli karamsarlık üretmek istemiyorum. İnsanların zaten yeterince umutsuz olduğu bir ülkede gazetecinin görevi yalnızca karanlığı göstermek değil, varsa ışığı da göstermektir.

Fakat sahaya çıktığımızda karşımıza çıkan gerçekleri de saklayamayız.

Berberle konuşuyorsunuz:

“İnsanların parası yok ki tıraş olsunlar” diyor.

Taksici dertli, esnaf dertli, emekli dertli, dar gelirli ay sonunu getiremiyor.

Bunlar masa başında hazırlanmış siyasi raporlar değil.

Bunlar sokağın verileridir.

Siyaset bunları duymuyorsa asıl problem oradadır.

Türkiye’nin bugün yeni kavgalara değil, yeni bir dile ihtiyacı var. Birbirimizin cümlelerinden düşman üretmek yerine, milletin gerçek sorunlarında ortak bir hassasiyet geliştirmek zorundayız.

Azmi Başkan’a eleştirim de buradan geliyor.

Yavuz Başkan’a yapılan haksızlığa itirazım da…

Çünkü mesele kişilerden daha büyüktür.

Bu ülkenin artık birbirini eksilten siyasetçilere değil, Türkiye’nin eksiklerini tamamlamak için yarışan siyasetçilere ihtiyacı var.

Ve galiba en büyük hayal kırıklığımız da şu:

Milletin derdi bu kadar büyükken, siyaset hâlâ birbirinin cümleleriyle uğraşıyor.

Kaynak: Yeni Çağ Gazetesi — https://www.yenicaggazetesi.com/iki-hayal-kirikligi-1078153h.htm

Günün Diğer Haberleri