Remzi ÖZDEMİR yazdı: Bin kat artış ‘teveccüh’ ise SPK neyi denetliyor?
Bazen bir cümle, anlatılmak istenenden çok daha fazlasını anlatır.
Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’e, fon soruşturması kapsamında yöneltilen “Bir hissedeki bin katlık artış SPK’nin gözünden kaçabilir mi?” sorusuna verdiği yanıt tam da böyle bir cümle.
Gönül, SPK’de denetim ve gözetimin sıkı olduğunu, hisselerin her gün takip edildiğini belirtiyor. Ardından da şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Halk teveccüh eder de bir hisseye yığılma olursa onu hemen ‘manipülasyon’ olarak sınıflandıramayız. Soruşturup delillendirmemiz gerekir.”
Elbette hukuken bir fiyat artışının tek başına manipülasyonun kanıtı olmadığı doğru. Bir hisse yüzde 100, yüzde 500 hatta teorik olarak yüzde 1000 yükseldi diye otomatik olarak “manipülasyon” denilemez. Bunun arkasındaki işlemlerin, yatırımcı ilişkilerinin, emirlerin ve para hareketlerinin incelenmesi gerekir.
Ama burada mesele başka.
Mesele, bin katlık bir hareketin nasıl olup da yeterince erken ve yeterince güçlü bir alarm üretmediğidir.
Çünkü sermaye piyasası denetiminin görevi yalnızca suç kesinleştiğinde dosya hazırlamak değildir. Denetimin asıl anlamı, yatırımcıların parasının tehlikeye girdiği noktayı mümkün olduğunca erken fark etmektir.
“Teveccüh” deyip geçilecek bir hareket değil
Bir hissenin birkaç günde yüzde 10 yükselmesi başka şeydir, yıllar içinde bin kat değer kazanması başka.
Bir hisse bin kat yükselmişse artık yalnızca “yatırımcı ilgisi”nden söz edip geçemezsiniz. O noktada sorulması gereken onlarca soru vardır.
Kim aldı?
Kim sattı?
Alıcıların birbirleriyle bağlantısı var mıydı?
Satıcıların kimlerle ilişkisi vardı?
Hissenin işlem hacmi nasıl değişti?
Fiyatı yukarı taşıyan işlemler hangi hesaplardan geldi?
Şirketin finansal performansı ile piyasa değeri arasındaki ilişki neydi?
Sosyal medya ve piyasa yorumları bu hareketi nasıl etkiledi?
Fonlar hangi tarihlerde pozisyon aldı?
Fon yöneticileri ile hisseyi etkileyen diğer aktörler arasında bağlantı var mıydı?
İşte SPK’nin bakması gereken yer tam olarak burası.
Nitekim Gönül de SPK gözetim birimlerinin her gün hisselerdeki hareketleri takip ettiğini, şüpheli işlemlerde karşılıklı işlemlerin ve alıcı-satıcı ilişkilerinin incelendiğini söylüyor.
O halde vatandaşın sormaya hakkı var:
Bu kadar büyük bir hareket sırasında alarm zilleri ne zaman çaldı?
Eğer çaldıysa ne zaman inceleme başlatıldı?
İnceleme başlatıldıysa ne zaman tedbir alındı?
Tedbir alınmadıysa neden alınmadı?
Bunların cevapları verilmeden “halk teveccüh etmiş olabilir” demek, kamuoyunun asıl merak ettiği soruyu yanıtlamıyor.
Tam tersine daha da büyütüyor.
Çünkü bugün yatırımcının SPK’den beklediği şey, “Her yükselen hisse manipülasyondur” denilmesi değil.
Yatırımcı şunu bilmek istiyor:
Benim paramın bulunduğu piyasada olağanüstü bir hareket olduğunda devletin denetim mekanizması ne kadar hızlı çalışıyor?
SPK sonradan haklı çıkmak için değil, yatırımcıyı korumak için var
Sermaye piyasasında en tehlikeli yaklaşım, her şeyi geriye dönük değerlendirmektir.
Hisse yükselir.
Yatırımcı gelir.
Fiyat daha da yükselir.
Fonlar pozisyon değiştirir.
İşlem hacmi patlar.
Bir süre sonra sistem alarm verir.
Aylar sonra soruşturma başlar.
Sonra da “Delillendirmek zaman alıyor” denir.
Evet, delillendirmek zaman alabilir. Gönül de soruşturmaların ortalama üç-dört ay sürebildiğini söylüyor.
Ama sermaye piyasasında dört ay çok uzun bir zamandır.
Dört ayda küçük yatırımcının birikimi eriyebilir.
Dört ayda bir hisse tavan tavan gidebilir.
Dört ayda fonların portföy değeri değişebilir.
Dört ayda milyarlarca liralık para el değiştirebilir.
Bu nedenle “Soruşturma üç-dört ay sürer” cümlesi hukuki süreç açısından anlaşılabilir olsa da yatırımcı açısından yeterli bir cevap değildir.
Çünkü soruşturma ile denetim aynı şey değildir.
Denetim, soruşturmanın başlamasını beklememelidir.
İyi çalışan bir sermaye piyasasında amaç, suçun oluşmasını seyretmek değil; olağandışı hareketi mümkün olduğunca erken yakalamaktır.
Üstelik burada çok daha temel bir problem var.
SPK’nin eski başkanı, bir yandan “manipülasyonun veya kural dışı bir hareketin gözden kaçması olmaz” diyor, diğer yandan “hiçbir şey yüzde 100 değildir” ifadesini kullanıyor.
Bu iki cümlenin arasındaki mesafe, aslında Türkiye sermaye piyasasının en büyük sorunlarından birini anlatıyor.
Denetim var. Ama yatırımcı denetimin sonucunu ne zaman göreceğini bilmiyor.
Ve bugün fon krizinin ardından sorulması gereken esas soru da budur.
Kimse SPK’nin bir hissenin her kuruşluk hareketini önceden tahmin etmesini beklemiyor.
Kimse yükselen her hisseye “manipülasyon” damgası vurulmasını da istemiyor.
Fakat bin katlık bir yükseliş yaşanıyorsa, artık “teveccüh” kelimesinin arkasına saklanılamaz.
Çünkü halkın teveccühü de denetlenebilir bir olgudur.
Teveccüh eden kim?
Neden etti?
Hangi bilgiyle etti?
Kim önce aldı?
Kim sonra sattı?
Bu süreçte fonlar ne yaptı?
İşte sermaye piyasasının gerçek soruları bunlardır.
SPK’nin görevi de bu soruların cevabını yatırımcı parasını kaybettikten sonra değil, mümkün olduğunca yatırımcı parasını koruyacak zamanda bulmaktır.
Bugün eski SPK Başkanı’nın sözleri hukuki açıdan bir savunma niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak piyasa açısından başka bir tartışmayı da beraberinde getiriyor:
Eğer bin katlık yükseliş bile ilk bakışta “halkın teveccühü” ihtimaliyle açıklanabiliyorsa, SPK’nin “olağanüstü hareket” eşiği tam olarak nerede başlıyor?
Bu sorunun cevabı verilmeden sermaye piyasasına güveni yeniden tesis etmek kolay olmayacaktır.
Çünkü yatırımcı artık sadece “Manipülasyon varsa cezalandırılır” sözünü duymak istemiyor.
Yatırımcı şunu bilmek istiyor:
“Param tehlikeye girdiğinde SPK bunu benden önce görebilecek mi?”
İşte bütün mesele budur.
Kaynak: Yeni Çağ Gazetesi — https://www.yenicaggazetesi.com/bin-kat-artis-teveccuh-ise-spk-neyi-denetliyor-1078443h.htm